29 Temmuz 2010 Perşembe

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİNE HAYIR! Peki ama neden?? - 1


Anayasa en dar anlamıyla, Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasadır. Doğası gereği, Anayasa'ya aykırı kanun, tüzük, yönetmelik vs. hiçbir yazılı hukuk kuralı çıkarılamaz. Bu denetimi yapan organ Anayasa Mahkemesi'dir.

Bana bir ömür gibi gelen, ancak aslında bunca köklü değişiklik için çok kısa olan bir süredir Anayasa değişiklik paketiyle uğraşıyoruz. Meclisten geçecek mi? (bir sonraki soru "Cumhurbaşkanı onaylayacak mı?" olmalıydı ama elbette ki bu aklımdan bile geçmedi) Anayasa Mahkemesi ne karar verecek? derken bir baktık ki 12 Eylül'de hayati bir karar için sandık başındayız. Peki üzerine mühür basacağımız o iki küçük kelimenin hangisini gerçekten arzuladığımızı biliyor muyuz? Anayasa değişikliği paketinde nelerin yer aldığının ne derece farkındayız ve hain PKK saldırıları, Ergenekon, Balyoz derken, aslında devletin temelini sarsacak değişiklik hakkında 12 Eylül'e kadar ne kadar bilinçlenebiliriz??

Mümkün olduğunca objektif yorumlamaya çalışarak, 25 kalemlik bu paketi madde madde incelemeye alacağım:

1) kanun önünde eşitlik: (kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür) bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

Anayasa'nın şimdiki halinde de zaten 10. maddenin ilk fıkrasında "herkesin şu, bu, cinsiyet....... farkı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu" ifadesi yer almaktadır. Kadın erkek eşitliği evvelden beri anayasal güvencededir. Bunu sanki daha önceden yokmuş gibi yeni bir cümleyle ifade etmek nedendir? Üstelik maddenin ilk fıkrası da aynen korunmaktadır. Ayrıca alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı hükmü, Anayasa'da yer bulmaması gereken muğlak bir üsluptadır. Tedbirlerin ne olduğunu bilemiyoruz, ancak devletimiz "tedbirimin maksadı şudur" derse eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia edemeyeceğiz. Aynı koruma yaşlılar, engelliler ve çocuklara da tanınıyor.

2) Özel hayatın gizliliği: Burada Anayasa'nın 20. maddesine "kişisel verilerin gizlenmesini isteme hakkı" ekleniyor. Yine aynı maddenin ilk cümlesinde 1982'den beri yer alan ifadenin (Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve ailehayatının gizliligine dokunulamaz.) bir benzeri buraya konuyor. Eski haliyle de bir vatandaş "benim verilerimi silin, beni fişlemeyin" deme hakkına sahipti. Peki ne oldu? Yatak odası konuşmalarının iddianamelere girmesinin önüne geçebildi mi? Şimdiki hükümetin özel hayatın gizliliğine saygı göstermesini, maddeye eklenen bu cümle mi sağlayacak? Yine de, değişiklik paket şeklinde değil tek tek önümüze sunulsaydı buna eveti basardım. Bir zararı yok...

3) Seyahat Özgürlüğü: Askerlik sebebiyle yurt dışına çıkmanın engellenmesine neden olan söz kaldırılıyor. Böylece askerlik sorunları olanlar pasaport kontrolünden rahatça geçebilecekler. Benim içime sinmedi. Yurt dışına çıkabilen askerlikten de kaçabilecek, olan yine fakire garibana olacak.

4) Ailenin korunması ve çocuk hakları: Yine tekrardan ibaret bir cümle daha. Çocukların korunması daha evvelden de anayasal güvencedeydi. Ancak bu kez sona şöyle bir cümle ekleniyor: "Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." Bu cümle, Anayasal dile aykırı fazla detaycı bir cümle olup, son yıllarda korkutucu boyutlara ulaşan çocuk istismarına karşı uyanan tepkiden faydalanmaya yönelik olduğunu düşündürüyor. Yani, sanki "bu cümle yok diye çocuk istismarı arttı, Anayasa'ya eklenince azalacak" şeklinde bir algı amaçlanıyor gibi. Paketin janjanı...

5) Toplu sözleşme hakkı: Memurlara toplu sözleşme hakkı getiriliyor. Daha önceki mutabakat metninin adı toplu sözleşme olacak. Kayda değer hiçbir değişiklik yok. Zira memurun idareyi ikna edebilmek için grev gibi bir kozu yok. Hatta hiçbir kozu yok. Bir uzlaştırma kurulu var, kimlerden oluşacağını henüz bilmediğimiz, uyuşamazlarsa buna başvuracak, kurul taraflar adına karar verecek, bu karar toplu sözleşme olacak. bu kurulun kararına karşı da yargı yolu kapalı!!

6) Bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı: Bilgi edinme hakkı ile ilgili çıkarılmış bir kanun zaten var. Yıllardır da tıkır tıkır işliyor. Bir de anayasaya koyalım demişler. Pekala.. Kamu denetçisi diğer adıyla ombudsman. Kısaca vatandaşın idare ile olan uyuşmazlıklarında vatandaşın derdini dinleyen “tarafsız” kişidir. Teşkilatla ilgili bir yasa çıkmadığından bizdeki ombudsmanın ne gibi yetkilerle donatılacağını bilmiyoruz ancak, Anayasa’ya konan seçilme koşullarına baktığımızda, iktidar partisinin adayının seçilmesi garantiye alınmış. Görev süresi ise 4 yıl. Yani bir Yasama dönemiyle eşit. Böylece Obudsman’ın olmazsa olmaz özelliği tarafsızlık tamamen göz ardı edilmiş.. Düşünsenize, bakanı, aynı partinin görevlendirdiği adama şikayet ediyorsunuz. O’nun da bakanı hatalı bulmasını bekleyeceksiniz. Bu şekilde oluşturulan bir kurumun bizim ülkemizde hiçbir getirisi olamaz. Eğer olur da ombudsman kararlarının bir kısmına karşı yasayla yargı yolu da kapatılırsa faydadan çok zararı olur. Çok belirsiz bir kurum, netameli… Bir HAYIR da buna…

6) Milletvekilliğinin düşmesi: Partinin kapatılmasında etkin olan vekilin, milletvekilliğinin düşmesine neden olan cümle tamamen kaldırılıyor. Bu değişiklikle, iktidar partisinin kendi üyelerini korumaya almayı amaçladığı aşikar. Maddenin kalanı olduğu gibi bırakılmış.

7) Meclis Başkanının görev süresi: Genel seçim süresi 4 yıla indirilirken, bu maddenin değiştirilmesi unutulmuş. Tamamen bir uyarlamadan ibaret. Maddede başka bir değişiklik yok…

8) Yargı Yolu: Anayasa’nın şimdiki halinde cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimi dışında idi. Maddeye eklenen bir cümle ile Yüksek Askeri Şura’nın yalnızca Silahlı Kuvvetlerden ilişik kesme ile ilgili kararları yargı denetimine açılıyor. Yürütme eliyle yapılan tüm işlerin yargı denetimine tabi olması gerektiğini düşünen biriyim. Ama diğer tüm kararları olduğu gibi bırakıp sadece ilişik kesme kararlarını yargı denetimine tabi kılmak, son dönemlerde en çok ne sebeple ilişik kesme kararı verildiğini düşündürüyor. Cevabı: İrticai faaliyetler. Demokratikleşme amacı güdülseydi, yürütmenin tüm işlemleri yargı denetimine tabi kılınırdı. Değişikliğin bu hali ise tamamen siyasi iktidarın kadrolaşmasının kolaylaştırılmasına yönelik. Bunu bile bile, tek tek önüme gelseydi eğer, bu maddeye “hayır” diyemezdim. Bunu da belirteyim…

Bu maddedeki diğer bir değişiklik, “idari yargı hiçbir surette yerindelik denetimi yapamaz” cümlesinin eklenmesi. Bu cümle İdari Yargılama Usul Kanununda ezelden beri var. Anayasa’ya koymakla, Danıştay’ın termik santral, özelleştirme ve türbanla ilgili kararlarının hedef alındığı aşikar. Yakında nükleer santrallerle ilgili de çokça meşgul edilecek olan yüksek mahkemeye Anayasal gözdağı verildiğini düşündürüyor.

9) Memurlara verilen toplu sözleşme hakkından Anayasa’nın 128. Maddesinde de bahsediliyor. Ancak Anayasa’nın 2 ayrı maddesinde birden geçiyor olması, değişikliğin ne kadar fonksiyonsuz olduğu sonucunu değiştirmeyecek.

10) Memurların disiplin kovuşturması: Şimdiki haliyle yargı denetimi dışında bırakılan uyarma ve kınama cezaları da yargı denetimine alınıyor. Bu güzel bir değişiklik. Ama ne yazık ki paketten ayıramıyoruz…

11) Hakim ve savcıların denetimi: Maddenin şimdiki halinde hakim ve savcıların denetimi usulü ayrıntısıyla anlatılıyordu. Madde tamamıyla değiştirilerek, “denetimi Adalet Bakanlığına bağlı adalet müffettişleri yapar” cümlesinden sonra hakim savcıların denetimi usulü Anayasa’yla değil kanunla düzenlenmeye bırakılıyor. Çıkarılacak bu kanun hakkında da bir fikrimiz yok. Henüz tasarısı bile oluşturulmamış. Hakim ve savcıların bağımsızlığına ilişkin ilk darbe buradan geliyor, hakimin denetlenme yönünden, sıradan bir bakanlık personelinden bir farkı kalmıyor.

12) Askere adli yargı yolu: Askerlerin devlet güvenliğine ve Anayasa’ya karşı işledikleri suçlar adliye mahkemelerinde görülecek. Bir önceki cümlede ise askeri yargının görev alanı, askerlerin sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili işledikleri suçlar ile sınırlanıyor. Tamam sınırlansın da, bu asker markette hırsızlık yaparsa nerede yargılanacak? Ya da evindeki ekmek bıçağıyla karısını öldürürse?? Ne askerlikle ilgili suç bunlar, ne de devlet güvenliğini hedef alıyor… Değişiklik yine Ergenekon, Balyoz vs. hedef alınarak, Askeri Yargının görev alanını mümkün olduğunca daraltmak amacıyla ama özensiz ve üzerinde düşünülmeden hazırlanmış. Böyle bir Anayasa maddesi olamaz.

13) Anayasa Mahkemesi: İşte bu, paketin içindeki şey, esas değişiklik, asıl problem..(Anayasa Mahkemesi, Meclis İçtüzüğünün, kanunların, tüzük ve yönetmeliklerin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemenin yanı sıra, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri……’nın görevleri ile ilgili işledikleri suçlardan ötürü “Yüce Divan” sıfatıyla yargılama yapar.)

- Anayasa Mahkemesinin 11 asil 4 yedekten oluşan üye sayısı 19’a çıkarılıyor.

- 3 üyeyi TBMM seçiyor. Meclis, kendi çıkardığı kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemekle görevli kuruma 3 adet üye gönderiyor. Bu üyelerin seçilmesi de 4. Turda meclisteki en çok üyeye sahip parti adayının kazanması garantilenecek şekilde düzenlenmiş. Salt çoğunlukla (8 kişiyle) karar alabilecek bir kurula 3 üye kafadan çoğunluk partisinden gidiyor.

- Kalanını (16 üyenin hepsini) cumhurbaşkanı seçiyor.

- Bu 16 kişinin 2’si yükseköğrenim görmüş herhangi bir vatandaş olacak. Mesela bir trikotaj öğretmeni Anayasa Mahkemesi’ne üye olup kanunların anayasaya uygunluğu konusunda karar verecek, bakan yargılayacak. Bu vatandaşı belirlemekte cumhurbaşkanı olağanüstü bir serbestiyete sahip. Mesela burayı okuyan herhangi bir lisans mezununa yarın cumhurbaşkanından bir tebligat gelebilir. “15 gün içinde mahkemede işe başlayın” şeklinde. Bu maddeyi kaç kez okuduğumu bilmiyorum, bu üyelerin nasıl belirleneceğine ilişkin herhangi bir kural konmuş mu diye? Yok, yok!!

- Genel kurul başkan ve en az 14 üyeyle toplanıp, salt çoğunlukla karar alıyor. 19 üyenin 8’inin oyu karar vermek için yeterli.

- Ancak siyasi partilerin kapatılması, anayasa değişikliğinde iptale ve siyasi partilerin “devlet yardımından yoksun bırakılmasına” üye tamsayısının 2/3’üyle karar verilebilecek. Bu sayı ise 13 (yazıyla onüç)! 14 kişiyle toplansa kurul, 13’ünün kapatma yönünde oy kullanması gerekecek.

- Şimdiki haliyle Yüce Divanın verdiği kararlar kesin. Değişiklik ile itiraz gibi bir “yeniden inceleme başvurusu” getirilecek. Bu konuda detay yok. Çünkü yeniden incelemeyi de yine aynı genel kurul aynı koşullarla görüşerek karar verecekse bu yol neden? Kararın kesinleşmesini geciktirmeye yönelik olmasından başka hiçbir sebep aklıma gelmiyor.

Anayasa Mahkemesine bireysel şikayet hakkı getiriliyor bu maddeyle. Ancak yine bu konudaki usul ve esaslar, hakkında henüz hiçbir fikrimizin olmadığı bir kanunla düzenlenecek. Her ne kadar 19 kişilik bir oluşumun bireysel başvurulara nasıl cevap verebileceğini idrak edemesem de, elbette ki bu değişiklik kulağa hoş geliyor. Ama usul ve esasları içeren kanun ortaya çıkmadan bu konuda yorum yapmak, desteklemek doğru gelmiyor. Şimdi kafamızda canlandırdığımız kavram, kanunu gördükten sonra bambaşka bir şeye dönüşebilir çünkü.

14) Askeri Yargıtay: Bu maddedeki “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” cümlesi, Askeri Yargıtay’ın kuruluşu ve işleyişine ilişkin esasların düzenlenmesi için kriter olmaktan çıkarılıyor. Askeri Yargıtay oluşturulurken askerlik hizmetinin gerekleri göz önüne alınmayacak.

15) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu: İşte 2. Büyük değişiklik…

Hakimler ve Savcılar Yüksek kurulu, yargı erkinin idari anlamdaki en tepesindeki kuruluştur. Nakiller, atamalar, görev değişiklikleri, disiplin incelemeleri vs. hep bu kuruluşça yapılır. Zaten kuvvetler ayrılığının gereği olarak, her bir erk kendi iç yönetiminde bağımsız olmalıdır. Ancak 1982 Anayasasında kuvvetler ayrılığına bir darbe olarak, HSYK’nun başına Adalet bakanı getirilmiş, Adalet bakanlığı müsteşarı da kurulun daimi üyesi yapılmıştır. Yani yargı erkinin yönetim kuruluna, yürütmenin bir üyesi başkanlık etmektedir. Ne yazık ki, yeni Anayasa değişikliği ile bu antidemokratik uygulama değiştirilmemekte; bilakis kurulun yapısını daha da yürütmeye bağlı hale getirmektedir. Şöyle;

- HSYK'nın halen 7 olan asil üye sayısı 22'ye, 5 olan yedek üye sayısı ise 12'ye çıkarılıyor.

- Anayasanın şimdiki halinde kurul üyeleri yüksek mahkeme genel kurullarının (Yargıtay-Danıştay) her bir üyelik için kendi üyeleri arasından seçtiği 3’er kişi arasından cumhurbaşkanınca atanıyordu. Şimdi ise, “asil” üyelerin 4’ü cumhurbaşkanınca yüksek ögretim kurumlarının hukuk, dalında görev yapan ögretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilecek. Yine son derece serbest bir seçim var. Herkes olabilir. (Bu değişikliğin meclisçe kabul gören halinde cumhurbaşkanına iktisadi idari bilimler ve siyaset bilimi fakülte öğretim üyeleri ile üst kademe yöneticilerinden de seçme hakkı veriliyordu ki, bu ibareler Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Bir iktisat doçenti neden hakim savcılar yüksek kuruluna üye yapılmak istenir, ben mantığını çözemedim. Ayrıca üst düzey yönetici kim? )

- Halen 12’de 10 üyeyi seçen Yargıtay ve Danıştay, şimdi 34’te 7 üye seçebiliyor üstelik bunların 3’ü de yedek. Yani tamamen pasifleştirilmiş durumdalar.

- 7 asil 4 yedek üye adli hakimler arasından adli hakimlerce, 3 asil ve 2 yedek üye ise idari yargı hakimleri arasından idari yargı hakimlerince seçiliyor. Bu çok enteresan bir uygulama. Yüksek mahkemeler devre dışı bırakılırken ilk derece hakimler HSYK’da etkinleştiriliyor.

- Hali hazırda tüm kararları yargı denetimi dışında olan bu kurulun da yalnızca ilişik kesmeye ilişkin kararları yargı denetimine açılıyor. İktidar partisinin bir imzası da yine burda.

16) Geçici 15. Madde: Kaldırılmasıyla hiçbir yere varılamayacak bir maddedir. Çünkü ceza hukuku ilkeleri gereği hiç kimseyi işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı yargılayamaz ve cezalandıramazsınız. Yine de orda durması hoş değil tabi. Pakete konmasaydı bir Evet alırdı benden.

Kalan Maddeler: Anayasa Mahkemesi, HSYK gibi kurumların üye sayısının artırılmasından dolayı, değişikliğin derhal uygulanması için yeni üyelerin seçilmesi usulünü anlatan maddelerdir.

Son Madde: Kanunun, halkoyuna sunulması halinde “tümüyle” oylanacağına dair hükmü içeren maddedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder